Bodrum escortlar için geniş Cinsel Bilgiler

Bodrum Escort

Ten Uyumu Olmazsa Aşk Olur mu?

“Dokunmaya karşı koyamaz hale getiren ve karşındakinin cinsel anlayışına hitap eden bir iletişim şekli” olarak tanımlanabilir ten uyumu. Özellikle bazı erkekler için sadece cinsellik olarak nitelendirilebilen ten uyumu, farklı öğelerin bir araya gelmesiyle oluşan bir etkileşim durumudur. Çekicilik, büyü, hayal, tutku, zevk alma ve verme, gözlerdeki hayat ışığı, hayattan soyutlanma gibi… Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı-Cinsel Terapist Op. Dr. Gökçen Erdoğan konuyla ilgili “Bir ud taksimi yapar gibi düşünün; aşk peşrevine başlanılır, girişi ten uyumu ile yapılır.” Diyor ve ekliyor ‘‘Ten uyumu bir ilişkinin olmazsa olmazı değil ama mükemmel bir ilişki için önemli bir girizgah.’’

Ten uyumunu hissetmek…

Op. Dr. Gökçen Erdoğan; “Başrolde ten, yardımcıları renk, tat, koku, his ve dokudur.’’ Film başladığında ruhunuz ya da içiniz bir tuhaf olur, tüm damarlarınızın attığını hissedersiniz genital bölgenizde bir hareketlenme olur, kalbiniz çarpar, dudaklar kurur ve kelimeler aklınızla saklambaç oynar, onları yakalayamazsınız. Dokunmak istersiniz, onu yaşamak istersiniz. Zamanı durdurup, kelimeleri kullanmadan, ona bakışlarla bir şeyleri ifade etmek istesiniz. Bu aşama ten uyumu aşamasıdır. Cinsel ilişkinin öncesinde ya da onunla eş zamanlı da yaşanabilir. Ten uyumu olan kişilerde vücuttan salgılanan çeşitli maddeler bulunur. Bu maddeler hava yoluyla alınıp beyne iletilir. Bu da kişinin duygusunu, davranışını, ruhi tavrını belirler. Bir sonraki hamle artık etkileşimin olmasıdır. Bu maddelerin birçok görevi vardır. Kadınların tam olarak gebe kalma dönemlerinde de yaydıkları bu maddeler erkekler tarafından algılanır ve erkekler kadını daha çekici hisseder.

Yakalandığı taktirde insanın aklını başından alır…

Uyum beyindedir, uyum yaşamdadır, uyum cildimizin altındaki damarlardan geçen kanda ve sinirlerdedir. Bunu yakalayabilirsek ne mutlu. Bu kombinasyonların bir araya gelmesi zor görünebilir fakat geldiği zaman tepeden tırnağa her bir hücrenizi yerinden oynatacak kadar güçlü, aklınızı başınızdan alacak kadar sarsıcı olur.

Ten uyuşmazlığı çözülebilir mi?
Op. Dr. Gökçen Erdoğan, ‘‘Ten uyumun yakalanmasıyla beynimizin salgıladığı maddeyi istediğimiz anda ortaya çıkaramayız ancak, nitelikli bir beraberlik yaşanması için çaba sarf ederek, yol aldığımız hastalarımız var’’. ‘‘İkiliye aşk ve ilişki konusunda aynı kelimelerle konuşmayı, duygulara aynı anlamı yüklemeyi öğretiyoruz ve ilişkilerini yeniden keşfetmeleri konusunda katkıda bulunuyoruz.’’

Tek Gecelik İlişkilerdeki Tehlike

ABD Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Melina Bersamin’e göre sık yaşanan tek gecelik ilişkiler kişinin depresyona girmesine neden oluyor.

3.900 öğrenci arasında yaptığı araştırmalarda Dr. Bersamin, bazı gençlerin bir haftadan az süredir tanıdığı kişilerle cinsel ilişkiye girdiğini belirledi.

Tek gecelik ilişkilerin olumsuz etkilerinin her iki cinsi de etkilediği ortaya çıktı. Katılımcıların çoğu aslında uzun süreli ilişki aradıklarını ama işlerin beklendiği gibi gitmediğini söylediği kaydedildi.

İstatistiklere göre uyuşturucu bağımlısı kadınlar daha fazla partner ile birlikte oluyor. Uyuşturucu kullanan kişilerin daha kolay cinsel birliktelik yaşadığı kaydedildi.

Orgazm Teorisi

Freud dahil birçok bilim adamı yıllarını kadınların “orgazmını” anlamaya harcadı. Fransız jinekologlar ise sonunda bu sırrı çözmeye yaklaştı. Sonografi cihazı kullanarak yapılan ölçümlerde dahili ve harici uyarılmalardaki kan akışında farklar olduğı belirlendi.

Araştırmacılar klitoral orgazmın sadece harici uyarılma sağladığını ancak vajinal orgazmın hem harici hem dahili uyarılma sağladığını belirledi. Test sırasında araştırmacı Odile Buisson ve Emanuele A Jannini üç gönüllü kadını sonografi makinesine bağladı. CUV adı verilen klitoral sinir sistemini görüntüleyen makine hem harici hem dahili uyarılmaları takip etti.

KLİTORAL ORGAZM ADOLESAN DÖNEM FENOMENİDİR

Bu ölçümler bir ev ortamında gerçekleştirildi ve kadınların kendi kendilerini tatmin etmeleri istendi. Ölçüm sonucunda klitoral uyarılma, iç uyarılma sağlamadı ama vajinal uyarılma her iki bölgeyi de harekete geçirdi. Kadınların iki tür orgazm yaşadığı teorisini ilk ortaya atan insan “psikanalizin babası” olarak bilinen Sigmund Freud idi. Klitoral orgazmın adolesan döneme ait bir fenomen olduğunu ve kadınlık içgüdülerinin aslında ergenliğe ve böylece vajinal orgazma da ulaşmaya çalıştığını belirtti.

İLK KEZ FREUD ORTAYA ATMIŞTI

Freud bu konuda hiç deney yapmadığı ve bir kanıt sunmadığı için bugüne kadar havada kalan bu teori ilk kez bu deney ile bir anlamda doğrulanmış oldu. Freud’a göre kadınlar cinsel ilişki ya da mastürbasyon sırasında birden fazla orgazm yaşayabilir. Çoklu orgazmlarda ise birbiri ardına gerçekleşir.

Vajinal Deformasyon Nedir?

Genital Estetik konusunda ülkemizin önde gelen doktorlarından hem jinekolog hem genel cerrahi uzmanı hem de cinsel terapist olan Op. Dr. Ebru Zülfikaroğluhergün benzer yakınmalarla pekçok telefon ve mail aldığını itiraf ediyor. Bu duruma zemin hazırlayan en sık neden, tabi ki doğum sonrası gelişen vajinal deformasyonlar. Normal doğum sonrası karşılaştığımız epizyotomikesisine bağlı vajina yapısında oluşan kalıcı hasarlar vajinal genişleme ve gevşemelere neden olur. Bu durum giderek cinsel birliktelikdeçiftlerin her ikisi için de sorun olmaya başlar. Cinsel ilişki sırasında Ağrı, cinsel doyumda azalma ve cinsel ilişki sıklığında azalmaya zemin hazırlar. Zaman içinde kadının kendine olan güveni azalır ve cinsel isteksizlik gelişir. Son yıllarda cinsel hayatla vajina estetiği arasındaki bu ilişki, kadınların vajinal estetik (vajinoplasti veya Vajina daraltma) operasyonlarına daha sık başvurmasına neden olmaktadır. Her geçen gün daha çok yaygınlaşan vajinal estetik operasyonlar ile kadınlar psikolojik kaygılarını düzeltmekde ve kendilerine güvenlerini artırarak cinsel hayatlarındaki mutsuzluklarını ortadan kaldırmaktadır.

Lazer teknolojisi sayesinde ameliyat, anestezi, kesi ve dikiş gerektirmeden, çok kısa bir sürede vajina kanalını sıkılaştırıyor. İşlem gün içinde 20-25 dakika gibi kısa bir sürede uygulanabiliyor ve hasta hemen normal yaşantısına devam edebiliyor. Uygulama esnasında ya da sonrasında acı yaşanmıyor ve komplikasyon oluşma riski yok.
IntimaLase, lazer ışınlarının dokularda oluşturduğu foto-termal etki ile yeni kolajen üretimini tetikliyor. Bu etki ile uygulama bölgesinde hem mevcut kolajen dokusu hızla yenileniyor hem yeni kolajen lifleri oluşuyor. Sonuçta vajinal kanalda daralma ve yenilenme oluyor.
Pek çok hastada tek uygulama yeterli olurken bazı hastalarda bir ay sonra ikinci bir uygulama gerekebiliyor.
Lazerin ısısı, aynı aletin kullanılmasıyla kan kaybını azalttığı gibi, kan damarlarını da uygun bir şekilde kapatmaktadır.
Hem cerrahi hem de lazerle vajina daraltma işlemleri ile, vajina kaslarının toparlanması sağlansa da lazer kullanımıyla ilgili temel faydalar şunlardır:

-Ameliyat, anestezi, kesi ve dikiş gerektirmiyor
-Uygulama esnasında veya sonrasında acı duyulmuyor
-Günlük yaşantıya hemen dönülebiliyor
-Ölçülebilir sonuçlar elde ediliyor
-Yüksek başarı oranları ve hasta memnuniyeti sağlayan etkili bir çözüm
-Komplikasyon riski ve yan etkisi olmayan güvenilir bir sistem
-Öğle arasında bile uygulanabilecek kadar kısa sürüyor (30 dk)
Genç yaşlarda cinsel sorunlar ve estetik kaygılarla gelen hastalarımız, ileri yaşlarda rahim sarkması, idrar torbasında sarkma, barsak sarkması, idrarı tutamama hatta rahmin tamamen dışarı çıkması gibi işlevsel bozukluklarla başvurmak zorunda kalırlar.
Cinsel sağlığınızı ertelemeyin…! Eğer bir süredir genital organınızla ilgili sıkıntılarınız var ve bunu paylaşmaktan çekiniyorsanız ve eşinizle ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız rahatlıkla Op. Dr. Ebru Zülfikaroğlu’nun Ankara’daki kliniğine ulaşıp konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz…

Hamilelik Belirtileri Nelerdir?

Bazı kadınlar vücutlarını çok iyi tanırlar ve en küçük bir değişikliği farkedip baştan itibaren anlayabilirler. Diğerleri ise ilk adetlerini kaçırana dek hiç bir şey anlayamazlar.

Hamile olup olmadığınızı anlamanın en kesin yolu hamilelik testidir. Ancak test yaptırmanız için size ipucu verecek erken belirtiler vardır. Eğer bu belirtileri bilirseniz gebelik testi yaptırıp yaptırmamaya daha kolay karar verebilirsiniz.

Bütün Kadınlar İlk Ortaya Çıkan Belirtilerden Etkilenir Mi?

İlk belirtiler kişiden kişiye, hatta hamilelikten hamileliğe değişir. Adet olmadan önce hangi semptomlar görülüyorsa, benzerleri hamilelik öncesinde de görülür ve bundan dolayı hamilelik belirtileri kolay fark edilemez.

Gebe olup olmadığınızı anlamanızda size yardımcı olmak için hamileliğin en yaygın belirtilerini sizler için derledik. Lakin bu semptomları kendinizde görmeniz kesinlikle hamile olduğunuz anlamına gelmez, başka durumlar da aynı semptomlara sebep olabilir. Kesin sonucu öğrenmek için hamilelik testi yaptırmanız gerekir.

1) Kas Kasılmaları ve Benekler

Gebe kalınmasından itibaren birkaç gün içerisinde döllenmiş yumurta rahim duvarına tutunur. Bu da hamileliğin ilk belirtilerinden olan beneklenme ve kas kasılmalarının oluşmasına neden olur.

Beneklenme ve kas kasılmaları yumurta döllendikten sonraki 6 ila 12 gün içerisinde vücudun her yerinde gerçekleşebilir.

Kas kasılmaları adet döneminde meydana gelen kramplarla, vajinal kanama da adetin başlangıcı ile kolayca karıştırılabilir. Adet başlangıcı, adet düzeninde değişiklik, kullanılan doğum kontrol hapının değiştirilmesi, enfeksiyon veya cinsel ilişki kökenli aşınma gibi daha farklı durumlar da bu belirtilere neden olabilir.

Kanamanın yanı sıra, vajinadan beyaz ve kıvamlı bir sıvı aktığını fark edebilirsiniz. Bunun nedeni rahim duvarlarınızın kalınlaşması ve vajinanızdaki hücrelerin büyümesidir. Bu akıntı hamileliğiniz süresinde devam edebilir. Genellikle zararsızdır ve tedavi gerektirmez. Eğer bu akıntı kötü kokuyorsa ve yanma – kaşınma hissi oluşturuyorsa doktorunuza başvurun. Vajinal bir enfeksiyon geçiriyor olabilirsiniz.

2) Göğüslerdeki Değişiklikler

Göğüslerdeki değişiklikler de erken oluşan belirtilerin en yaygınlarındandır. Hamile kaldığınızda, vücudunuzdaki hormonlar hızlı bir değişim içine girer. Bu da göğüslerinizin bir kaç hafta içerisinde büyümesine, hassaslaşmasına ve gıdıklanma hissinin oluşmasına yol açar. Göğüs uçları etrafındaki alanın rengi koyulaşabilir.

Göğüslerdeki değişikliklere neden olan tek şey hamilelik değildir. Hamileliğe bağlı olmayan bir hormonal dengesizlik de bu değişikliklerin sorumlusu olabilir. Ayrıca değiştirilen doğum kontrol haplarının ve adet başlangıcının da bu etkileri gösterdiği görülmüştür.

Eğer göğüslerinizdeki değişiklikler hamilelikten kaynaklanıyorsa, vücudunuzdaki yeni hormon dengesine alışmanız birkaç hafta sürebilir. Birkaç hafta sonrasında yeni durumunuza alıştığınızda eskisi kadar rahatsızlık hissetmediğinizi fark edeceksiniz.

3) Yorgunluk Hissi

Yorgunluk hissi gebeliğin ilk haftasından itibaren etkisini gösterir. Aşırı bitkinlik genellikle yüksek progesteron hormonu seviyesi ile ortaya çıkar. Lakin kan şekeri ve tansiyon düşüklüğü veya kan üretiminin artması da aynı hissi verebilir.

Hamilelik kaynaklı olmayan bitkinlik stresten, fiziksel yorgunluktan, depresyondan veya herhangi bir hastalıktan kaynaklanıyor olabilir. Eğer yorgunluğunuz gebelikten kaynaklanıyorsa bol bol dinlenin ve protein ağırlıklı besinler tüketin.

4) Sabah Bulantıları

Östrojen hormonunun artması, midenizin boşalmasını yavaşlatabilir. Bu da başka bir hamilelik belirtisi olan sabah bulantılarını ortaya çıkarır. Her ne kadar bazı kadınlarda sabah bulantıları oluşmasa da hamilelik dönemindeki kadınların birçoğunda günün her saatinde mide bulantısı oluşmaktadır.

Hormonlarınız dolayısıyla, en sevdiğiniz yemeğin kokusu bile sizi tiksindirebilir, daha önce sevmiyor olduğunuz yiyeceklere dahi aşerebilirsiniz.

Hamilelik dışındaki başka durumlar da bu semptomlara sebep olabilir. Beslenmenizde değişiklikler olduğunda, depresyondayken veya adet öncesi dönemdeyken de yiyeceklerden tiksinip başka yiyeceklere aşermeniz mümkün.

Bazı şanslı anne adaylarında aşerme ve tiksinmeler 13.-14. haftalardan sonra normale dönsede aşerme ve tiksinmeler bütün hamilelik boyunca devam edebilir. Bu dönemde doktorunuz ile bir beslenme listesi oluşturup bebeğinizin gerekli besinleri aldığından emin olmanız oldukça önemli.

5) Adet Görmeme

Hamilelikte en belirgin ve kadınları test yaptırmaya iten belirti adet görmemektir. Ama her görülmeyen adet hamilelik kaynaklı değildir. Ayrıca her hamilelikte adet kesilmeyebilir.

Kadınlar hamilelik sırasında kanamalarla karşılaşabilir. Eğer gebeyseniz doktorunuza kanamanın sorun yaratıp yaratmayacağını sorabilirsiniz. Örneğin “kanama ne zaman acil bir durumun işaretidir?” gibi.

Birçok nedenden dolayı adet görmeyebilirsiniz. Aşırı kilo değişimi, hormonal problemler, halsizlik, stres veya tansiyon adeti etkileyebilir. Bazı kadınlar doğum kontrol haplarını bırakınca da adet görmeyebilirler. Eğer adetiniz geciktiyse ve hamile olma ihtimaliniz varsa, bir test yaptırmanız yerinde olur.

Hamileliğin Diğer Belirtileri:

Hormonal düzende hamilelik ile oluşan değişiklikler bir çok semptoma neden olabilir.

Sık İdrara Çıkma

Bir çok kadın, gebelikten dolayı çok sık idrara çıkmakta. Lakin çok sık idrara çıkmanın başka nedenleri de olabilir: İdrar yolu iltihapları, şeker hastalığı, aşırı idrar sökücü kullanımı, vd. Eğer gebeyseniz sık idrara çıkmanızın nedeni hormon seviyelerinizin yükselmesidir.

Kabızlık

Yüksek progesteron seviyeleri kabızlığa yol açabilir. Progesteron yiyeceklerin bağırsaklardan geçişini yavaşlatır. Bol su tüketmek, hareket etmek, lif ağırlıklı yiyecekler ile beslenmek bu problemi çözmeye yardımcı olur.

Ruh Hali Değişimleri

Ruh halinin ani değişimleri hamileliğin ilk 3 ayında sık sık olabilmekte. Bu da hormon kaynaklı bir semptomdur.

Bayılma

Damarların genişlemesi, düşük tansiyon ve şekerden dolayı bayılma hissi oluşabilir. Bazı kadınlar bayılma hissinden dolayı doktora gidene kadar hamile olduklarının farkına varamayabiliyor.

Ağrı

Baş ve sırt ağrısı da hamilelik ile beliren şikayetler arasında yer almaktadır.

Eğer hamileyseniz, bu semptomların bir veya birkaçı sizde görülebilir. Herhangi biri sizi rahatsız edecek kadar artarsa doktorunuza başvurarak problemi çözmek için bilgi alabilirsiniz.

Kızlık Zarı Nedir?

Bu bölümde bize “kızlık zarı nedir, kızlık zarı yapısı nasıldır, kızlık zarı dikimi, onarımı, tamiri (himenoplasti), kızlık zarı şekilleri, türleri, kızlığın bozulması, kızlık zarının yırtılması nasıldır” gibi sık olarak sorulan bilgilere ulaşabileceksiniz.

Kızlık Zarı (Hymen) Nedir?

Kızlık zarı yani Latince adı ile HYMEN (Himen), Yunan ve Roma mitolojilerinde Dionysus ve Afrodit’in oğlu olan “evlilik ve düğün tanrısı” dır. Gerdek gecesi bu Tanrı’ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. (Bu tanrının özelliği, kanatlı olması ve elinde bir meşale taşımasıdır)

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) “Hymen” (Himen) dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.

Günümüzde dahi, evlendikten sonraki ilk ilişkide kanamanın olmaması nedeniyle, pek çok kızımız haksız yere bakire olmadığı düşüncesiyle apar topar kollarından tutularak kızlık zarı muayenesi için biz jinekolog hekimlere getirilmektedir. Bu durumda bu genç kızlarımız son derecede küçük durumlara düşürülmekte ve evliliklerine maalesef çok kötü bir anıyla başlamak zorunda kalmakta; çoğu zaman da duyulan güvensizlikler nedeniyle evlilikleri kısa zaman içinde boşanmalarla sonuçlanabilmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pek çok toplum hymeni saflığın ve el değmemişliğin yani “bekaretin sembolü” olarak görmüştür. Bu inanışın uzantıları hala daha bizim toplumumuz gibi dünyadaki pek çok toplumda sıklıkla yer almaktadır.

Ülkemizde çok yakın zamanlara kadar liseye başlama çağlarında yatılı okullara yerleştirilecek genç kız öğrenciler yönetmelik gereği zorunlu olarak kızlık zarı muayenesinden geçiriliyor ve jinekologlar tarafından düzenlenen “bakirelik” raporları ile ancak kayıtları yapılabiliyordu. Yeni kanun düzenlemeleri ile bu yüz kızarıcı uygulamalar yürürlükten kaldırılmıştır.

Kızlık zarı ne işe yarar?
Kızlık zarının fizyolojik (işlevsel) görevi bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır ve genellikle özel bir görevinin olmadığı düşünülmektedir.

Yine de bazı araştırmacılar ise kızlık zarının, mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediğini ileri sürmüştür.

Adli tabiplikte ise cinsel şiddete veya istismara maruz kalan çocukların tanısında kullanılmaktadır. Günümüzde kızlık zarının fizyolojik bir görevinden çok “sosyolojik bir fonksiyonu” vardır.

Kızlık Zarı Yapısı (Anatomi ve Histoloji)
Hymen, anatomik olarak vajinayı oluşturan ve “mukoza” adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.

Kızlık zarı, bu yapısıyla dış genital oluşumlar içinde kabul edilmektedir. Dışarıya bakan ön yüzü “deri”ye, vajina içine bakan arka yüzü ise “mukoza”ya benzer.

Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir veya çok ince bir yapıda olup cinsel ilişkide kanamayabilir.

Kızlık zarı çocukluk çağında daha sert olan dokudan oluşmakla birlikte, ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrayarak esneklik kazanır.

Ailede Cinsel Konular

Bülent Ecevit Üniversitesi’nde görevli akademisyenler, evli kadınlarda cinsel sorunların yaygınlığını ve cinsel sorunlarla ilişkili olabilecek etkenlerin belirlenmesi amacıyla araştırma yaptı. Araştırma kapsamında 15-49 yaş arasındaki 517 evli kadına, ilk cinsel deneyim, cinsel bilgi kaynakları, cinsel sorunlar için başvuru kaynakları gibi cinsel yaşamla ilgili verileri içeren 16 soru yöneltildi.

Yüzde 60’ı ilköğretim, yüzde 24’ü lise, yüzde 12’si üniversite mezunu, yüzde 4’ü de okur-yazar olmayan kadınların yüzde 72.7’sinin ailesinde evlenmeden önce cinsel konuların hiç konuşulmadığı, yüzde 11.8’inin ailesinde bu konuların konuşulmasının yasaklandığı, yüzde 7.3’ünün ailesinde bu konuların konuşulmasının olağan karşılandığı, yüzde 8.2’sinin ise ailesinden cinsel bilgi aldığı saptandı. Ankete katılan kadınların yüzde 96.4’ünün evlilik öncesi cinsel deneyim yaşamadığı, yüzde 34.6’sının evlilik öncesi cinsellikle ilgili bilgi almadığı, yüzde 21.6’sının arkadaşından, yüzde 16.3’ünün medyadan, yüzde 5.9’unun ise annesinden bilgi aldığı belirlendi.

Araştırmaya katılan kadınlarda Vajinismus yaygınlığı yüzde 67.3, cinsel sıklık sorunu yüzde 60.3, cinsel dokunma sorunu yüzde 54.5, cinsel iletişimsizlik yüzde 54.7, cinsel kaçınma yüzde 54.5, orgazm olmama durumu yüzde 23.8, cinsel doyum sorunu yüzde 15.5, genel cinsel sorun yaygınlığı ise yüzde 45.5 olarak saptandı.

Araştırmanın sonuç bölümünde, “Çalışmamızda kadınların cinsel bilgi almamış olması, evlerinde cinsel konuların konuşulmaması ve en fazla arkadaşlarından cinsel bilgi almaları, cinselliğin toplumumuzda tabu olmayı sürdürdüğünün göstergesidir. Kadınların tümüne yakınının evlilik öncesi cinsel deneyimlerinin olmaması, bekaretin öneminin sürdüğünü göstermektedir. Tıp fakültelerinde bile hekim yetiştirirken cinsellik ve cinsel işlev bozukluğu ile ile ilgili dersler yoktur. Cinsel işlev bozukluğunun sıklığı ile ilgili çalışmalar birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yeni yeni artmaya başlamıştır. Bu alanda yapılacak yeni çalışmalar bu konunun önemini vurgulayarak çözüm önerileri getirmek için geleceğe ışık tutacaktır” denildi.

Süt Cinsel İsteği Arttırıyor!

Şeber, yaptığı açıklamada, beslenme stilimizin sağlığımızla olan ilgisinin yadsınamaz bir gerçek olduğunu ifade ederek, “Aslında ne yediğimiz ne olduğumuzu ciddi anlamda etkiliyor. sağlıklı vücut ağırlığında olmamız, diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarından ve hastalıklardan korunmamız beslenme tarzımıza bağlı. Tabi ki beslenme tarzımız cinsel sağlığımızı da etkiliyor. Bazı besinlerin diğer besinlere göre libidoyu arttırıcı etkisi olduğu biliniyor. Libido arttırıcı besinleri 2-4 hafta arasında düzenli tüketmenin özellikle kadınlarda cinsel isteği arttırıcı yönde sonuç vereceği biliniyor. Libidoyu arttırmanın yolu ise testesteron seviyesini arttıran besinlere günlük beslenme düzenimizde yer açmaktan geçiyor” diyo konuştu.

Şeber, libidoyu artırmak için beslenmenin şöyle olması gerektiğini anlattı:

bodrum escort
bodrum escort

“Proteini eksik bırakmayın. Proteinin libido üzerindeki olumlu etkilerine dair araştırmalar devam etse de, günlük aldığımız kalorinin en az yüzde 25’inin proteinden sağlanması gerekiyor. Bu da günde en az 100 gram et veya tavuk veya balık ve 2 bardak süt ürünü tüketmek ile sağlanabilir. Yani libidonuzu arttırmak istiyorsanız günde en az 3 köfte kadar et, tavuk veya balık ve 400 gram kadar süt, yoğurt veya ayran tüketmeniz gerekiyor. Çinkonun yeterli alımının cinsel sağlık açısından çok önemli olduğu biliniyor. Testesteronu östrojene çeviren enzimin işlevini azaltan bu mineral, en çok peynir, yumurta sarısı, balık, ayçekirdeği ve diğer kuruyemişler, tavuk ve yulaf, çavdar, tam buğday gibi tam tahıllarda bulunuyor. Bu mineral serbest testesteronu bağlayan hormonun etkisini azaltmakta etkili. Kuruyemişler, soya fasulyesi, tam tahıllar magnezyumun zengin kaynakları olmakla birlikte; kakao, muz, avokado, peynir, yumurta, patateste de magnezyum minerali yer alıyor. Beyinden dopamin salgısının artmasının özellikle kadınlarda cinsel isteği arttırabileceğine dair çalışmalar var. Bunların ışığında dopamin salgısını arttıran balık yağının cinsel sağlık için önemli yeri olduğu ortaya çıkıyor. Haftada 2-3 kez ızgara veya fırında balık tüketmek, libidoya yardımcı. Balık tüketemeyen kişiler ise doktora danışarak omega-3 desteği alabilirler. Şekerli besinlerden kaçının. Şekerli besinler genelde seratonin seviyesinin birden artmasına neden olabiliyor. Yüksek seratonin seviyeleri ise düşük libido ile ilişkilendiriliyor. Beyaz şeker içeren besinleri beslenmenizde limitlemeye çalışın. Trans yağ asitlerinden kaçının. Sağlık üzerinde olumsuz etkileri saymakla bitmeyen trans yağ asitlerinin libidoyu da azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle işlenmiş gıdalar konusunda dikkatli olmalısınız. Paket ürünlerin etiket bilgilerini kontrol ederek trans yağ asidi içerip içermediğini öğrenebilirsiniz.”

AIDS’ten Korunmanın En Etkili Yolu

Sakarya Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aydın Erdoğan, 1985’den 2013 yılı Kasım ayına kadar ülkemizde 7 bin 50 kişinin AIDS’li olduğu bildirimi yapıldığını ve bu vakaların yüzde 73’ünü erkeklerin oluşturduğunu söyledi. HIV virüsünden korunmanın çok basit olduğunu anlatan Erdoğan, hastalıktan korunmanın en etkili yolunun tek eşlilik olduğunu belirtti.

2012 yılı Kasım ayı itibariyle 5 bin 820 kişi de tespit edilen AIDS vakasında Türkiye’de bir yılda bin 230 kişi de daha HIV (+) virüsü tespit edildi. AIDS’in hızla yayılmasına rağmen Türkiye hâla AIDS’in az sıklıkla görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor.

AIDS olarak bilinen HIV Enfeksiyonu 1980’li yıllardan beri tüm dünyada görülmekte olan önemli bir hastalık. En sık bulaşma yolunun korunmasız cinsel temas. İkinci olarak ise damar içi madde kullananların ortak paylaştığı enjektörler ile insandan insana bulaşabilen AIDS veya HIV Enfeksiyonu, tüm yaş gruplarında görülebiliyor.

Hastalığın kesin tedavisi bulunmamakla birlikte uygulanan ilaç tedavileri ile HIV/AIDS hastalığından ölümlerin azaltılabildiğine dikkat çeken Dr. Erdoğan, şunları söyledi:“Bununla birlikte uygulanan ilaç tedavisi bulaşıcılığı da engellemekte, HIV(+) anne ve babadan, HIV(-) bebek doğabilmektedir. Hastalığın aşısı bulunmamaktadır. Önlenebilir bir hastalık olan HIV /AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır. Hastalıktan korunmanın en etkili yolu tek eşliliktir. Tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temastan kaçınmak hastalıktan korunmak için yeterlidir. Riskli cinsel temas durumunda doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı alınabilecek en güvenli ve en basit korunma yoludur.”

Birleşmiş Milletlerin HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2013 yılı raporuna göre; dünyada 2012 yılı içinde yaklaşık 2,3 milyon kişinin HIV’e yakalandığı, 35,3 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,6 milyon kişinin AIDS nedeni ile öldüğü tahmin ediliyor.

Türkiye’de HIV/AIDS hastalığı konusundaki farkındalığın ve test imkânlarının artması ile birlikte, tanı alan HIV/AIDS vaka sayısında göreceli bir artış görülüyor. Türkiye hâla dünyada HIV/AIDS açısından hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında değerlendirilirken, Sağlık Bakanlığına 1985’den 2013 yılı Kasım ayına kadar toplam 7 bin 50 kişinin HIV(+) olduğu bildirimi yapıldı. 2012 yılı kasım ayında bu rakam 5 bin 820 iken son bir yılda bin 230 kişi daha amansız hastalığa yakalandı.

Vakaların yüzde 73’ünü erkeklerin oluşturduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Enfeksiyondan en fazla etkilenenler 40-49 yaş arasındaki kişilerdir. Ülkemizde bildirimi yapılan HIV(+) vakalarının yaklaşık yüzde 17’si yabancı uyrukludur. Ülkemizde bulaşma en sık cinsel yolla olmaktadır. Bireylerin ayırımcılık ve damgalanmaya uğramalarına engel olmak amacıyla, AIDS hastaları ile ilgili bildirimler kodlu bir şekilde yapılmaktadır. Kişilerin bilgileri üçüncü kişiler ile kesinlikle paylaşılmamaktadır. Ülkemizde HIV ile enfekte kişilerin tedavileri, sosyal güvence kapsamında ücretsiz karşılanmaktadır.”

Yaşlılar İçin Cinsellik

Kadınların yüzde 71.6’sı ile erkeklerin yüzde 16’sı soruyu yanıtlamadı, yanıt veren erkeklerin yüzde 40’ı ise cinsel yaşamlarının olmadığını belirtti.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Gerontoloji Bölümü’nün TÜBİTAK’ın desteğiyle 2000 yılında başlattığı Gerontoloji Atlası çalışmasında, 60 yaş üstü nüfusun yaşam tarzı, sorunları ve ihtiyaçlarının ortaya konulduğu bir araştırma yapıldı. Türkiye Yaşlılık Atlası araştırması kapsamında AÜ Gerontoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan ve ekibi, Türkiye genelinde 35 bin 236 yaşlının hayatını izlemeye aldı.

Kadınlar utandı
Araştırma kapsamında cinsel yaşamları sorulan 60 yaş ve üstü grubunda, kadınların çok çekingen davrandığı ortaya çıktı. 60 yaş ve üzerindeki kadınların yüzde 71.6’sı cinsel yaşama ilişkin soruyu yanıtlamadı. Yanıt verenlerin yüzde 25.2’si hiç yaşamadığını, yüzde 3.1’i ender, yüzde 0.1’i de sık yaşadığını belirtti.

Erkeklerde yüzde 10 sıklık
Araştırmaya göre, yaşlı erkeklerde cinselliği hiç yaşamayanların oranı yüzde 40 olarak ortaya çıkarken, yüzde 16’sı cinsel hayatına ilişkin soruları yanıtsız bıraktı. Yaşlı erkeklerin yüzde 10’unun cinselliği sık, yüzde 34’ünün de ender yaşadığı belirlendi.

Kadınlar uzun ömürlü
Araştırmada ayrıca ileri yaşlılıkta kadınların daha yalnız olduğu görüldü. 85 ve üzeri yaşlılarda erkeklerin yüzde 36’sının, kadınlarınsa yüzde 78’inin eşini kaybettiği saptandı. Buna göre, Türkiye’de 85 ve üzeri yaşlardaki kadınların eşlerini kaybettiği ve daha uzun yaşadıkları belirlendi.

Bir önceki yazımız olan CİLT SAĞLIĞININ ERKEK VE KADINLARDA ÖNEMİ başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Leave a Reply

*